IB ESS HL Environmental Ethics: Anthropocentrism, Biocentrism, Ecocentrism
Bir ormanın kesilmesine “evet” ya da “hayır” demek kolay görünebilir, ama IB Environmental Systems and Societies (ESS) içinde önemli olan kararın kendisi değil, neden o
Hızla büyüyen bir şehrin sabah trafiğini düşün; otobüsler dolu, yollar kilit, hava bulanık, barajlardaki su seviyesi her yıl biraz daha düşüyor. İşte bu gündelik manzaranın arkasında, population dynamics, sustainability ve environmental systems arasında çok güçlü bir bağ var.
IB Environmental Systems and Societies okuyan biri için bu konu, sadece sınavda çıkabilecek bir ünite değil, aynı zamanda gerçek dünyayı okuma anahtarı. 2026 First Assessment ile gelen yeni syllabus, özellikle population growth, urbanization ve sustainability bağlantısını daha da öne çıkarıyor. Bu yazıda hem sınavda işine yarayacak kavramları, hem de dünyaya daha sistemli bakmanı sağlayacak fikirleri sade bir dille toplayacağız.
2026 syllabus, “Human Populations and Urban Systems” başlığını merkezde tutuyor ve insan nüfusunu sadece sayılar olarak değil, bir system olarak görmeni bekliyor. Yani population growth, resource use, waste production ve environmental impact birbirine bağlı parçalar gibi ele alınmalı. Burada IB’nin “concept of systems” yaklaşımı devreye giriyor; inputs, outputs ve feedback loops üzerinden düşünmek artık lüks değil, zorunlu.
Aynı zamanda “concept of sustainability” bu ünitenin omurgası. Nüfus nasıl büyüyor, şehirler nasıl genişliyor, bu büyüme planetary boundaries içinde kalıyor mu, işte bunlar tipik essay questions konusu. Farklı “perspectives” (örneğin technocentric, ecocentric, anthropocentric) nüfus ve sürdürülebilirlik tartışmalarına farklı yorumlar getiriyor ve bu bakış açılarını net kurabilen öğrenciler genelde daha yüksek Grade Boundary seviyelerine yaklaşabiliyor.
Syllabus içinde population dynamics, demographic trends ve urban systems, insan sistemleri ile resource use ilişkisini anlaman için temel alanlar olarak geçiyor. ESS bakış açısında population, tek başına izole bir başlık değil, ecology, climate change, food systems ve energy use ile doğrudan bağlantılı bir düğüm noktası gibi düşünülüyor.
Bu yüzden nüfusu, sadece “kaç kişi yaşıyor” sorusuyla değil, bir system olarak okumalısın. Inputs kısmında food, water, energy gibi resources bulunuyor, outputs kısmında ise waste, pollution ve greenhouse gas emissions var. Feedback loops ise örneğin air pollution artınca public health etkileniyor, bu da long‑term population dynamics üzerinde değişiklik yaratabiliyor. Bu sistemsel bakış, hem Paper 1 case study sorularında, hem de Paper 2 structured essay kısmında sana net bir avantaj kazandırır.
Yeni syllabus, sadece nüfus sayılarından çok, urban planning, migration ve climate change impact gibi temalara daha fazla ağırlık veriyor. Özellikle SDGs (Sustainable Development Goals) ile bağlantı kurman bekleniyor; SDG 11 (Sustainable Cities), SDG 12 ve SDG 13 sık sık referans olabilecek hedefler.
Bu güncellemeler, exam questions içinde daha fazla real‑world case study, policy evaluation ve data interpretation göreceğin anlamına geliyor. Migration flows, climate‑vulnerable bölgeler, aging population gibi demografik değişimlerin sustainability ile nasıl ilişkilendirildiğini analiz etmen istenecek. Bu noktada üniversitelerin çevre bilimi ve coğrafya bölümlerinin hazırladığı demografi ve sustainability materyalleri, teoriyi gerçek verilerle birleştirmek için oldukça işe yarar.
Population growth, en basit haliyle belirli bir alandaki toplam nüfusun zaman içinde artması ya da azalmasıdır. ESS içinde bu büyümeyi hem nicel göstergelerle hem de kavramsal modellerle okumak gerekiyor. Burada “birth rate”, “death rate”, “fertility rate”, “migration” ve “natural increase” temel taşları oluşturur.
Birth rate, genellikle bir yılda 1000 kişi başına düşen doğum sayısı olarak verilir. Death rate için de aynı mantık geçerlidir, sadece bu kez 1000 kişi başına düşen ölüm sayısına bakılır. Aradaki fark, yani birth rate eksi death rate, natural increase olarak adlandırılır. Buna net migration eklenince, toplam population growth ortaya çıkar.
Birth rate, bir toplumun ne kadar “genç” ya da “dinamik” olduğunu gösteren güçlü bir ipucudur; yüksek birth rate genellikle daha hızlı büyüyen, daha genç yaş yapısına sahip bir nüfusa işaret eder. Bu oranı hesaplarken, belli bir yıl içinde gerçekleşen toplam doğum sayısı alınır ve aynı yılın ortalama nüfusuna bölünür, sonra da 1000 ile çarpılarak “1000 kişi başına” ifade edilir.
Death rate ise sağlık sistemi, beslenme koşulları, yaşam standardı ve yaş yapısı hakkında bilgi verir; yaşlı nüfusu yüksek olan ülkelerde death rate doğal olarak daha yüksek olabilir, fakat bu her zaman kötü bir durum anlamına gelmez, çünkü genelde life expectancy de uzamış olur. Migration tarafında ise “immigration” ülkeye giren, “emigration” ülkeden çıkan insanları anlatır; net migration, immigration eksi emigration olarak düşünülebilir ve doğal artışa eklenerek toplam nüfus değişimini verir. Kısaca, population growth kabaca “natural increase + net migration” şeklinde okunur ve bu basit denklem, ESS sorularında bile oldukça işine yarar.
Malthusian theory, population growth ile food supply arasındaki dengenin çok kırılgan olduğunu savunur; nüfusun geometrik şekilde arttığını, buna karşılık food production’ın daha yavaş büyüdüğünü ve bu nedenle kıtlık, famine ve conflict riskinin yükseleceğini ileri sürer. Bu bakış açısında carrying capacity nispeten sabit kabul edilir ve population bu sınırı aştığında environmental degradation, açlık ve sosyal krizler devreye girer.
Boserupian perspective ise daha iyimserdir; nüfus baskısı arttıkça insanların teknolojik innovation geliştirdiğini, agriculture intensification yaptığını ve böylece carrying capacity’nin esneyebileceğini iddia eder. Demographic Transition Model ise ülkelerin demografik değişimini beş aşamada özetler: high stationary, early expanding, late expanding, low stationary ve possible declining. Her aşamada birth rate, death rate ve population growth farklı bir seviyededir ve sustainability açısından da farklı riskler ve fırsatlar üretir; örneğin early expanding aşamasında hızlı nüfus artışı resource pressure yaratırken, possible declining aşamasında aging population ekonomik ve sosyal sistemler üzerinde yeni baskılar oluşturur.
Basit bir özet tablosu bu aşamaları akılda tutmayı kolaylaştırabilir:
| Aşama | Birth rate | Death rate | Nüfus büyümesi |
|---|---|---|---|
| High stationary | Yüksek | Yüksek | Düşük |
| Early expanding | Yüksek | Hızla düşen | Çok yüksek |
| Late expanding | Düşen | Düşmeye devam eden | Orta |
| Low stationary | Düşük | Düşük | Düşük |
| Possible declining | Çok düşük | Düşük / orta | Negatif olabilir |
Population growth, sustainability ile ilişkili dört ana alanda baskı kurar: resources, environment, social systems ve urban systems. ESS içinde bu bağlantıyı “carrying capacity”, “ecological footprint”, “environmental degradation” ve “ecosystem services” kavramları üzerinden okuman beklenir.
Carrying capacity, belirli bir çevrenin kaynaklarını tüketmeden ve kalıcı zarar vermeden destekleyebileceği maksimum nüfus olarak tanımlanır; bu kapasite, doğal kaynakların yenilenme hızı, waste assimilation kapasitesi ve kullanılan technology seviyesiyle şekillenir. Ecological footprint ise kişi başı veya toplum bazında ne kadar biyolojik üretken alan kullandığımızı gösteren bir ölçüdür ve gıda, enerji, ulaşım, konut gibi alanlardaki tüketimleri toplar.
Population growth ile kişi başı tüketim birlikte yükseldiğinde, toplam ecological footprint çok hızlı büyür ve gezegenin biocapacity’sini aşma riski artar. Carleton College tarafından hazırlanan bir etkinlikte, population growth ve ecological footprint ilişkisini sınıf içi aktivitelerle görebileceğin güzel bir materyal yer alıyor; merak edersen Population Growth, Ecological Footprints, and Overshoot sayfasına göz atabilirsin.
Nüfus arttıkça, water demand, food demand ve energy demand de yükselir; tarım alanları genişler, groundwater overuse daha sık görülür ve fossil fuel consumption artar. Agriculture intensification, kısa vadede food production’ı yükseltebilir, fakat yanlış uygulandığında soil degradation, su kirliliği ve biodiversity loss gibi yan etkiler üretir.
Overfishing, deforestation ve aşırı grazing gibi süreçler de resource depletion’ı hızlandırır; renewable resources doğru yönetilmediğinde, uzun vadede fiilen non‑renewable gibi davranmaya başlayabilir. ESS’te önemli olan, population growth’un kendi başına değil, consumption patterns ve production methods ile birlikte bu baskıyı yarattığını anlamaktır.
Artan nüfus, daha fazla konut, yol, sanayi alanı ve infrastructure anlamına gelir; bu da çoğu zaman land use change ve habitat loss ile sonuçlanır. Urban sprawl, tarım ve orman alanlarını parçalayarak species migration yollarını keser ve ecosystem services kapasitesini düşürür.
Pollution boyutunda ise air pollution, water pollution ve solid waste, ecosystem health üzerinde zincirleme bir etki yaratır; örneğin su ekosistemlerindeki nutrient pollution, eutrophication sürecini tetikler ve clean water hizmetini zayıflatır. Ecosystem services, yani clean water, climate regulation, pollination ve soil formation gibi süreçler zarar gördüğünde, uzun vadede hem insan sağlığı hem de ekonomik sistemler daha kırılgan hale gelir.

Photo by Nhựt Nguyên Trần
IB ESS 2026 içinde “urban systems” vurgusunun artmasının nedeni, dünya nüfusunun giderek daha büyük kısmının şehirlerde yaşaması ve resource consumption’ın önemli bölümünün bu alanlarda gerçekleşmesi. Rapid urbanization, uygun planlama yapılmadığında slums oluşumunu, traffic congestion sorunlarını, poor air quality’yi ve yetersiz waste management uygulamalarını beraberinde getirir.
Megacity örneklerinde, population density çok yüksek seviyelere çıkar ve water, food, housing gibi temel ihtiyaçlar üzerinde yoğun bir baskı oluşur; buna karşın iyi tasarlanmış urban planning, mixed‑use development ve strong public transport sistemleri, kişi başı ecological footprint’i azaltabilir. Bu yüzden şehirler, sustainability için hem büyük bir risk alanı hem de akıllı policy ve technology çözümleriyle güçlü bir fırsat alanı olarak görülür.
ESS bakış açısında population growth “kader” gibi görülmez; population policies, technological innovation ve lifestyle change ile hem nüfus büyüme hızında hem de kişi başı tüketimde anlamlı farklar yaratılabileceği kabul edilir. Bu noktada SDG 11, SDG 12 ve SDG 13 hedefleri, hem exam questions hem de Extended Essay için sağlam bir çerçeve sunar.
Population policies genel olarak iki grupta toplanır; pro‑natalist policies nüfusu artırmayı, anti‑natalist policies büyüme hızını yavaşlatmayı hedefler. Family planning programları, access to contraception ve sağlık hizmetlerinin yaygınlığı, fertility rate üzerinde doğrudan etkilidir. Özellikle female education arttıkça, çocuk sahibi olma yaşı yükselir, fertility rate düşer ve population growth daha yönetilebilir bir seviyeye iner.
Migration policies ve urban planning kararları da population distribution üzerinde önemli rol oynar; örneğin büyük şehirlere göçü dengelemek için orta ölçekli kentlerde istihdam ve altyapı geliştirmek, resource pressure’ı daha adil dağıtabilir. Politika tasarımı sırasında insan hakları, reproductive rights ve sosyal adalet konuları da tartışmaya girer, fakat ESS exam içinde genelde bu etik tartışmaları çok derinleştirmeden, farklı perspectives üzerinden tanımlaman beklenir.
Boserupian perspective, teknolojinin carrying capacity’yi artırabileceğini vurgular ve bunu bugün birçok alanda görüyoruz; precision agriculture, daha az su ve gübreyle daha yüksek verim sunarken, renewable energy sistemleri fossil fuels bağımlılığını azaltır ve water recycling teknolojileri su kıtlığı yaşayan şehirler için önemli bir nefes alanı yaratır. Green building tasarımları, enerji ve su verimliliği sayesinde urban systems içindeki footprint’i düşürme potansiyeli taşır.
Yine de rebound effect riskini unutmamak gerekir; daha verimli teknoloji bazen total consumption’ı da artırabilir, çünkü insanlar ve şirketler “nasıl olsa verimli” diyerek daha çok tüketmeye yönelebilir. ESS öğrencisi olarak Malthusian theory ve Boserupian perspective’i karşılaştırırken, bu tür örnekleri kullanmak hem exam essays hem de Extended Essay argümanlarını çok daha güçlü hale getirir.
High‑income ve low‑income lifestyle farkı, ecological footprint üzerinde çarpıcı bir etki yaratır; yüksek gelirli toplumlarda kişi başı energy use, private car ownership ve meat consumption genellikle çok daha yüksektir ve bu da total footprint’i büyütür. Buna karşılık, sustainable consumption alışkanlıkları, low meat diet, energy‑efficient ev aletleri kullanımı ve public transport tercihleri footprint’i düşürmenin doğrudan yollarıdır.
SDG 11, SDG 12 ve SDG 13, şehirlerin daha yaşanabilir olması, üretim ve tüketimin daha sorumlu hale gelmesi ve climate action tarafında daha iddialı adımlar atılmasını hedefler. ESS içinde lifestyle değişimlerini tartışırken, sadece bireysel davranışları değil, policy ve technology ile bu davranışların nasıl desteklenebileceğini de vurgulamak, yazdığın essays’e sistemsel bir derinlik katar.
Teori kısmı sağlam olsa bile, IB sınavında fark yaratmak için population growth ve sustainability temasını iyi seçilmiş case study örnekleriyle desteklemek gerekir. Aynı şey Internal Assessment ve Extended Essay için de geçerlidir; net bir research question, uygun veri kaynakları ve iyi organize edilmiş argümanlar seni rahatça öne çıkarır.
Üniversitelerin demografi, coğrafya ve çevre bilimleri bölümlerinin .edu uzantılı sitelerinde, population studies ve sustainability üzerine pek çok açık kaynak makale bulabilirsin; bunlar hem literatür taraması hem de veri bulma açısından sana güçlü bir zemin sunar.
Birincisi, hızlı büyüyen bir megacity örneği seçebilirsin; burada rapid urbanization, informal settlements, traffic congestion ve air pollution gibi sorunlarla, urban planning ve public transport çözümlerini aynı çerçevede tartışmak mümkün olur. Bu tür bir case study, population density ve resource use ilişkisini göstermek için Paper 2 essays içinde güçlü bir kanıt rolü oynar.
İkincisi, aging population yaşayan bir gelişmiş ülkeyi inceleyebilirsin; burada fertility rate düşerken life expectancy artar, health care systems ve pension systems üzerinde baskı oluşur, aynı zamanda consumption patterns da değişir. Üçüncü olarak, climate‑vulnerable küçük ada devletleri iyi bir örnektir; sea‑level rise ve extreme weather events ile population displacement, migration ve long‑term sustainability arasındaki gerilimi gösterir. Bu üç tip case study’yi iyi bilen bir ESS öğrencisi, hemen her population themed soruya en az bir somut örnek yerleştirebilir.
Internal Assessment için, mümkün olduğunca local ve ölçülebilir konular seçmek akıllıca olur; örneğin kendi şehrinde public transport kullanımı ile air quality arasındaki ilişkiyi basit data collections ile inceleyebilir ya da farklı mahallelerde household size ile water consumption arasındaki farkları survey ve meter readings üzerinden karşılaştırabilirsin. Bu tür çalışmalar, population dynamics ile resource use arasındaki bağlantıyı küçük ölçekte ama çok somut şekilde ortaya koyar.
Extended Essay tarafında ise daha geniş ölçekli ve literatüre dayalı research questions seçebilirsin; örneğin demographic transition aşamaları ile kişi başı carbon emissions ilişkisini farklı ülkeler arasında karşılaştırmak, ya da urbanization rate ile municipal solid waste production arasındaki bağlantıyı global verilerle analiz etmek mümkün. .edu uzantılı üniversite sitelerinden akademik makaleler ve veri setleri bulmak, hem argümanlarını güçlendirecek hem de ESS supervisor ile çalışırken sana akademik bir güven verecektir.
Population growth tek başına “iyi” ya da “kötü” değil; asıl belirleyici olan, bu büyümenin hangi consumption patterns, hangi technology seçimleri ve hangi policy kararlarıyla birleştiği. ESS’in systems thinking yaklaşımı, nüfusu resources, ecosystems, urban systems ve social systems ile birlikte okumayı öğretiyor ve bu sayede sustainability tartışmalarına daha bütüncül bakabiliyorsun.
Artık population dynamics, carrying capacity, ecological footprint ve urbanization gibi kavramların birbiriyle nasıl bağlantılı olduğunu kendi cümlelerinle açıklayabilecek seviyede olmalısın. 2026 First Assessment için bu temayı iyi kavramak, essay questions, case study analizi, Internal Assessment ve Extended Essay çalışmalarında sana net bir avantaj sağlayacak. Son olarak, sadece sınavı değil, kendi yaşam tarzını ve gelecekte destekleyeceğin policies ve technologies’i de bu gözle düşün; çünkü sınıfta öğrendiğin her kavram, gerçek dünyada vereceğin kararlarla anlam kazanacak.
Bir ormanın kesilmesine “evet” ya da “hayır” demek kolay görünebilir, ama IB Environmental Systems and Societies (ESS) içinde önemli olan kararın kendisi değil, neden o
Bir nehri kirleten fabrikanın bacası sadece duman mı çıkarır, yoksa görünmeyen bir fatura da mı üretir? IB ESS’de environmental economics, tam olarak bu görünmeyen faturayı
Bir nehre atılan atık, bir gecede balıkları öldürebilir, ama o atığın durması çoğu zaman aylar, hatta yıllar alır. Çünkü çevre sorunları sadece “bilim” sorusu değil,
Şehirde yürürken burnuna egzoz kokusu geliyor, ufuk çizgisi gri bir perdeyle kapanıyor, bazen de gözlerin yanıyor; bunların hepsi urban air pollution dediğimiz konunun günlük hayattaki
Şehir dediğimiz yer, sadece binalar ve yollardan ibaret değil, büyük bir canlı organizma gibi sürekli besleniyor, büyüyor, ısınıyor, kirleniyor, bazen de kendini onarmaya çalışıyor. IB
IB ESS Topic 8.1 Human populations, insan nüfusunun nasıl değiştiğini, bu değişimin nedenlerini ve çevre üzerindeki etkilerini net bir sistem mantığıyla açıklar. Nüfusu bir “depo”
Bir gün marketten eve dönüyorsun, mutfak tezgahına koyduğun paketli ürünlerin çoğu, aslında üründen çok ambalaj gibi görünüyor. Üstüne bir de dolabın arkasında unutulan yoğurt, birkaç
Evde ışığı açtığında, kışın kombiyi çalıştırdığında ya da otobüse bindiğinde aslında aynı soruyla karşılaşıyorsun, bu enerjiyi hangi kaynaktan üretiyoruz ve bunun bedelini kim ödüyor? IB
Bir musluğu açtığında akan su, markette aldığın ekmek, kışın ısınmak için yaktığın yakıt, hatta telefonunun içindeki metal parçalar; hepsi natural resources (doğal kaynaklar) denen büyük
Gökyüzüne baktığında tek bir “hava” var gibi görünür, ama aslında atmosfer kat kat bir yapı gibidir ve her katın görevi farklıdır. IB Environmental Systems and