IB ESS HL Environmental Ethics: Anthropocentrism, Biocentrism, Ecocentrism
Bir ormanın kesilmesine “evet” ya da “hayır” demek kolay görünebilir, ama IB Environmental Systems and Societies (ESS) içinde önemli olan kararın kendisi değil, neden o
IB programında yeni bir ders seçiyorsun, adında “Digital Society” yazıyor ve aklına tek bir soru geliyor: “Bu ders bana gerçekten ne kazandıracak, yoksa sadece teorik mi kalacak?”
Aslında IB Digital Society, telefonunu nasıl kullandığından, Google’da arama yapmana, sosyal medyada kaydırma alışkanlıklarına, hatta üniversite ve iş hayatındaki kararlarına kadar uzanan bir düşünme biçimi sunuyor. Yani sınıfta konuşulan “data”, “algorithm”, “AI” ve “ethics” sadece kavram olarak kalmıyor, günlük hayatındaki küçük ama önemli seçimlere karışıyor.
Bu yazıda, bir IB öğrencisinin gözünden, IB Digital Society bilgisinin gerçek hayatta nasıl işe yaradığını parça parça göreceksin. Aşağıdaki alanlarda somut örneklerle ilerleyeceğiz:
Hazırsan, dijital hayatına dışarıdan, daha bilinçli bir gözle bakmaya başlayalım.
IB Digital Society, yüzeyde bakınca “teknoloji konuşulan bir sosyal bilim dersi” gibi görünebilir, ama içerikte çok daha fazlası var. Dersin güncellenen 2025 syllabus’ı, “concepts, contexts, content” yapısıyla çalışıyor ve senin gerçek dijital problemler üzerinden düşünmeni istiyor; yani sadece bilgi ezberlemiyorsun, alışkanlıklarını ve değerlerini de sorguluyorsun.
Dersin ana hedefi, içinde yaşadığın digital societyyi, yani dijital teknolojilerin hayatın her alanına yayıldığı toplumu, hem teknik hem de sosyal açıdan görebilmeni sağlamak. Bunu yaparken şu başlıklar etrafında ilerliyorsun:
Bir IB öğrencisi olarak, bu dersi “Niye alıyorum?” sorusuna tek cümleyle cevap vermek gerekirse: Dijital hayatı sadece kullanmakla kalmayıp, anlayabilmen ve sorgulayabilmen için.
“Digital society” dendiğinde aklına sadece bilgisayar dersleri geliyorsa, aslında fotoğrafın çok küçük bir kısmını görüyorsun. Digital society, günün ilk dakikasından son dakikasına kadar, telefonundan okul platformlarına, toplu taşımada kullandığın karttan Netflix önerilerine kadar, dijital iz bıraktığın her alanı kapsıyor.
Örneğin, data kavramını düşün. Instagram’da hangi postlarda daha uzun durduğun, hangi videoları yeniden oynattığın, hangi story’yi geçip gittiğin, hepsi senle ilgili “data” yaratıyor. Bu data, tek başına anlamlı değilmiş gibi durabilir, ama milyonlarca kullanıcının datası birleşince, platformlar için çok güçlü bir kaynak haline geliyor.
Burada algorithm devreye giriyor. YouTube “Up Next” kısmında sana yeni bir video önerdiğinde, aslında yüzlerce sinyal üzerinden çalışan bir algorithm karar veriyor. İzleme süren, beğenilerin, benzer kullanıcıların tercihleri, hepsi bu kararın içinde. IB Digital Society’de, bu algorithm mantığını teorik okumalarla öğrenirken, aynı anda kendi feed’ine bakıp “Bu öneriyi bana hangi veri seti getirdi?” diye düşünmeyi de öğreniyorsun.
Son olarak AI, yani artificial intelligence, sadece ChatGPT ya da image generator demek değil. Spotify’ın sana “Daily Mix” listeleri, Google Photos’un “People” kategori grupları, hatta okul sisteminde riskli davranışları işaretleyen gömülü yazılımlar, hepsi AI temelli sistemler. Ders, bunların nasıl çalıştığını basitleştirerek anlattığı için, her kullandığın uygulamayı daha bilinçli görmeye başlıyorsun.
Digital society’nin teknik tarafı kadar, ethics, power ve identity kısmı da dersin omurgasını oluşturuyor. Çünkü hayat gerçekten sadece algoritmaların verimliliğiyle yürümüyor, aynı anda “Bu adil mi?” ve “Bu kime zarar veriyor?” sorularını da sormak gerekiyor.
Ethics (etik), okul WhatsApp grubunda arkadaşınla dalga geçilen bir fotoğrafın “forward” edilip edilmemesiyle başlıyor. O fotoğrafı atarken, onay alıp almadığını, bunun uzun vadede o kişinin online reputationını nasıl etkileyebileceğini düşünmen etik boyutu oluşturuyor. Aynı konu, siber zorbalık, nefret söylemi, dışlama ve anonim hesaplardan yapılan saldırılarla daha ağır bir hale geliyor.
Power, Instagram, TikTok ya da X gibi platformların görünmez kararlarında kendini gösteriyor. Hangi içeriğin viral olduğuna, hangi hashtag’in gömüleceğine, hangi hesabın “shadowban” alacağına sen karar vermiyorsun, platformların sahibi olan şirketler karar veriyor. Bu da senin gündemini, hatta politik görüşlerini etkileyebiliyor. IB Digital Society’de, bu platform power meselesini tartıştığında, sadece “Neden algoritma böyle?” diye sormuyorsun, “Bu güç dengesi adil mi?” diye de sorguluyorsun.
Identity ise, gerçek hayatta kim olduğun ile online’da yarattığın kimliğin nerede ayrıştığıyla ilgili. Filtreli fotoğraflar, seçilmiş story’ler, sadece başarıların paylaşıldığı LinkedIn post’ları, hepsi senin dijital kimliğinin bir parçası. Ders, sana bu kimliği bilinçli şekilde kurma, stereotiplere kapılmama ve başkalarının kimliğini de saygılı biçimde okuma becerisi kazandırıyor.
Dersin sınıfta konuşulan kavramları, aslında IB’nin diğer tüm parçalarına yayılıyor. Extended Essay, Internal Assessment ve grup projelerinde farkı hissettikçe, Digital Society’nin sadece “ekstra ders” değil, bir tür zihin altyapısı olduğunu görüyorsun.
Extended Essay yazarken, en büyük dert çoğu zaman konu bulmak değil, güvenilir kaynak bulmak oluyor. IB Digital Society, seni tam bu noktada güçlendiriyor.
Önce, online kaynaklar arasında seviye farkı olduğunu daha net fark ediyorsun. Bilgi notu paylaşan bir blog ile, akademik veritabanı kullanan bir üniversite kütüphanesinin aynı olmadığını çok daha somut anlıyorsun. Örneğin Indiana State University kütüphanesinin hazırladığı digital literacy rehberi, dijital kaynakları eleştirel okumayı anlatıyor ve sen Digital Society’de öğrendiklerinle bunu birleştirince, EE için araştırma kaliten belirgin biçimde artıyor.
“Fact-checking” yaparken, sadece “iki sitede de aynı yazıyor mu” seviyesinde kalmıyorsun. Kaynağın bias seviyesini, yani önyargılı olup olmadığını, hangi kurumun finanse ettiğini, datanın nasıl toplandığını sorgulamaya başlıyorsun. Basit graph ve chart yorumlama, temel data analysis becerileri de devreye girince, özellikle dijital konulu bir Extended Essay yazıyorsan, elin çok güçleniyor.
Ayrıca, IB’nin üniversiteye geçişte nasıl bir kapı açtığını anlatan akademik çalışmalar, mesela Walden University’nin IB programı üzerine yayımladığı araştırma makalesi, sana EE’yi sadece “not için yazılan bir proje” olarak değil, gerçek bir akademik deneme olarak görmen gerektiğini hatırlatıyor.
IB Digital Society’deki Internal Assessment, tamamen gerçek bir dijital problemi seçip, onu derinlemesine incelemen üzerine kurulu. Formatın teknik detayları kadar önemli olan, konunun senin için “gerçek” olması.
Örneğin, şu tarz IA fikirleri çok sık görülüyor:
Bu tarz bir IA hazırlarken, sadece bilgi toplamakla kalmıyor, aynı zamanda critical thinking geliştiriyorsun. Argüman kurmayı, karşıt görüşleri ciddiye almayı, ethics boyutunu atlamamayı öğreniyorsun. Sonuçta ortaya çıkan çalışma, hem IB notuna katkı sağlıyor hem de üniversitede karşına çıkacak research projelerinin küçük bir provası oluyor.
IB Digital Society’de edindiğin bakış açısı, diğer derslere kendiliğinden sızıyor.
Kısacası, Digital Society, başka derslerde “soruyu biraz daha farklı düşünmene” yardım eden bir arka plan sistemi gibi çalışıyor.
Dersin en keyifli yanı, anlattıklarının sınıfta kalmaması. Eve gidip telefonunu eline aldığın anda, farkında olmadan Digital Society moduna geçiyorsun.
Instagram’da explore sayfasını kaydırırken, TikTok’ta For You Page’de gezerken ya da YouTube’da “autoplay” açıkken, aslında aktif bir kullanıcı gibi hissetsen de çoğu zaman passive bir izleyici oluyorsun. IB Digital Society, bu pasiflikten çıkman için sana araçlar veriyor.
Önce, echo chamber ve filter bubble kavramlarını öğreniyorsun. Algoritmanın seni ilgi alanlarınla uyumlu içeriklere boğması, kısa vadede keyifli görünse de, uzun vadede dünya görüşünü daraltabiliyor. Bu farkındalık, feed’ini bilinçli “karıştırmana” yardım ediyor; farklı görüşlerden hesaplar takip etmek, arada manuel arama yapmak, önerilen videolar yerine kendi seçtiğin içerikleri açmak gibi küçük adımların değerini görüyorsun.
Ayrıca, “engagement” kavramını anlamak, yani algoritmanın çoğu zaman “en doğru içerik” yerine “seni ekranda en uzun tutacak içerik” peşinde koştuğunu bilmek, dikkatini korumana yardım ediyor. Böylece, ders çalışırken “bir video daha” tuzağını fark edip, bildirimlerini kısmak ya da belirli saatlerde sosyal medya molası vermek konusunda daha kararlı olabiliyorsun.
Her gün onlarca uygulamaya login olurken, aslında çok büyük bir data privacy oyununa da dahil oluyorsun. Kullandığın mesajlaşma uygulamaları, bulut depolama servisleri, okulun LMS sistemi, hepsi seninle ilgili data topluyor.
Stanford University’nin hazırladığı student data privacy rehberi, data privacy’nin “kişisel veriler üzerinde kontrol hakkı” anlamına geldiğini vurguluyor. IB Digital Society’de öğrendiklerinle beraber baktığında, parola yönetimini hafife almamaya başlıyorsun. Her yerde aynı şifreyi kullanmamak, password manager düşünmek, two-factor authentication açmak, sadece teknik öneriler olmaktan çıkıp daily routine haline geliyor.
Privacy settings kısmında da daha seçici davranıyorsun. Örneğin:
kontrol etmeyi bir alışkanlık haline getiriyorsun.
Dijital ayak izini, yani digital footprintini yönetme konusunda da daha bilinçli olman gerekiyor. San Francisco Unified School District’in hazırladığı digital footprint materyali, her tıklamanın bir iz bıraktığını sade dille anlatıyor. Sen de IB öğrencisi olarak, kendi adını Google’da aratıp çıkan sonuçlara bakmayı, eski hesaplarını gözden geçirmeyi, istemediğin içerikleri kaldırmayı veya gizlemeyi düzenli bir bakım gibi görebilirsin.
Dijital kimlik, sadece Instagram bio’sunda yazan cümleden ibaret değil; LinkedIn profilin, GitHub hesabın, Medium yazıların, hatta okul projelerini koyduğun küçük bir portfolyo sitesi bile bu kimliğin bir parçası.
Üniversiteler, başvurulara bakarken her öğrenciyi tek tek Google’lamasa da, giderek daha fazla kurum, öğrencilerin online presenceını ciddiye alıyor. Özellikle research projelerini ya da ödüllü çalışmalarını çevrim içi paylaşan öğrenciler, kendilerini daha net gösterme şansı buluyor. Georgia State University’nin digital literacy becerileri üzerine yazısı, gençlerin online ortamda kendilerini iyi ifade etmelerinin önemine vurgu yapıyor ve bu, IB Digital Society ile öğrendiklerinle örtüşüyor.
Ders, sana üç önemli fikir kazandırıyor:
Bu şekilde, identity ve expression kavramlarını sadece teorik tartışmalarda değil, gerçek hesabında da uygulamış oluyorsun.
Bugün IB Digital Society dersi için not tutuyor gibi görünsen de, aslında üniversite ve sonrasına yatırım yapıyorsun. Syllabus’taki “challenge mindset” fikri, seni hem akademik hem profesyonel hayatta ayakta tutacak bir kas gibi çalışıyor.
Üniversiteye geçtiğinde, karşına bolca research-based assignment, dev grup projeleri ve online learning platformlar çıkacak. Burada en fark edilen şey, öğrencinin digital literacy seviyesindeki farklılık oluyor.
Kütüphane sitelerinde veri tabanlarını kullanabilen, makale tararken anahtar kelime stratejisi kuran, kaynakları doğru şekilde alıntılayan bir öğrenci, çok hızlı şekilde öne çıkıyor. Birçok üniversite kütüphanesi, tıpkı Indiana State’in dijital okuryazarlık sayfası gibi, dijital araştırma becerilerini geliştiren rehberler sunuyor; sen Digital Society’den geldiklerinle bu materyallerden daha rahat yararlanıyorsun.
Online grup projelerinde de avantajın büyük. Platformların veri toplama yöntemlerini, gizlilik şartlarını, algorithm mantığını bildiğin için, grup iletişimi kurarken ve ortak doküman yönetirken daha planlı hareket edebiliyorsun. Bu da seni ileride hem akademik, hem iş hayatında güvenilir bir takım arkadaşı haline getiriyor.
Günlük hayatında ChatGPT, image generator’lar veya coding assistant’lar kullanmıyorsan bile, üniversiteye geçtiğinde bunlarla mutlaka karşılaşacaksın. IB Digital Society, bu araçlara “yasaklanması gereken kopya kaynakları” gibi değil, doğru çerçeveyle kullanılan güçlü araçlar gibi bakmayı öğretiyor.
Ders kapsamında, LLM (Large Language Model), generative AI ve machine learning kavramlarını basit örneklerle görüyorsun. Bu sayede, bu araçlardan nasıl faydalanabileceğini daha net düşünüyorsun; idea generation, outline çıkarma, kod örneklerini inceleme, karmaşık bir makalenin ana fikrini anlamak gibi alanlarda AI’dan destek alırken, metni birebir kopyalamamayı, kaynak göstermeyi ve kendi sesini korumayı önemsiyorsun.
AI ethics konusu, üniversitelerin de sıcak gündemi. MIT Media Lab’in ortaokul seviyesi için hazırladığı AI + Ethics müfredatı, genç yaşta etik çerçeve kurmanın ne kadar gerekli olduğunu gösteriyor. Yine, California State University sisteminin hazırladığı ETHICAL Principles AI Framework, yükseköğretimde AI kullanımına rehberlik ediyor. Sen bu tartışmaları IB Digital Society’de görmüş olacağın için, üniversitedeki “AI policy” konuşmalarını anlamak ve kendi sınırlarını belirlemek konusunda daha hazırlıklı oluyorsun.
IB Digital Society, sadece Computer Science ya da IT okumak isteyenler için değil, çok farklı alanlara gidecek öğrenciler için de güçlü bir başlangıç noktası.
Kısacası, hangi alana gitmek istersen iste, Digital Society seni teknolojiyi sadece araç olarak değil, toplumsal bir güç olarak gören biri haline getiriyor.
IB Digital Society, Grade Boundary tartışmalarının ya da sınav sorularının çok ötesinde, sana kalıcı bir dijital farkındalık kazandırıyor. Sabah uyandığında telefona nasıl baktığından, Extended Essay için kaynak aramana, sosyal medya hesabını yönetmenden, ileride AI araçlarını kullanmana kadar, neredeyse her adımda bu dersin izlerini taşıyorsun.
Bu yazıyı kapatırken, yarın bile uygulayabileceğin üç net adım önerebiliriz:
Teknoloji her yıl değişecek, platformlar ortaya çıkıp kaybolacak, ama IB Digital Society sayesinde geliştirdiğin eleştirel bakış, etik duyarlılık ve dijital okuryazarlık, uzun süre seninle kalacak. Bu da seni, dijital dünyada sadece tüketen değil, ne yaptığını bilen ve etkisini düşünen biri haline getirecek.
Bir ormanın kesilmesine “evet” ya da “hayır” demek kolay görünebilir, ama IB Environmental Systems and Societies (ESS) içinde önemli olan kararın kendisi değil, neden o
Bir nehri kirleten fabrikanın bacası sadece duman mı çıkarır, yoksa görünmeyen bir fatura da mı üretir? IB ESS’de environmental economics, tam olarak bu görünmeyen faturayı
Bir nehre atılan atık, bir gecede balıkları öldürebilir, ama o atığın durması çoğu zaman aylar, hatta yıllar alır. Çünkü çevre sorunları sadece “bilim” sorusu değil,
Şehirde yürürken burnuna egzoz kokusu geliyor, ufuk çizgisi gri bir perdeyle kapanıyor, bazen de gözlerin yanıyor; bunların hepsi urban air pollution dediğimiz konunun günlük hayattaki
Şehir dediğimiz yer, sadece binalar ve yollardan ibaret değil, büyük bir canlı organizma gibi sürekli besleniyor, büyüyor, ısınıyor, kirleniyor, bazen de kendini onarmaya çalışıyor. IB
IB ESS Topic 8.1 Human populations, insan nüfusunun nasıl değiştiğini, bu değişimin nedenlerini ve çevre üzerindeki etkilerini net bir sistem mantığıyla açıklar. Nüfusu bir “depo”
Bir gün marketten eve dönüyorsun, mutfak tezgahına koyduğun paketli ürünlerin çoğu, aslında üründen çok ambalaj gibi görünüyor. Üstüne bir de dolabın arkasında unutulan yoğurt, birkaç
Evde ışığı açtığında, kışın kombiyi çalıştırdığında ya da otobüse bindiğinde aslında aynı soruyla karşılaşıyorsun, bu enerjiyi hangi kaynaktan üretiyoruz ve bunun bedelini kim ödüyor? IB
Bir musluğu açtığında akan su, markette aldığın ekmek, kışın ısınmak için yaktığın yakıt, hatta telefonunun içindeki metal parçalar; hepsi natural resources (doğal kaynaklar) denen büyük
Gökyüzüne baktığında tek bir “hava” var gibi görünür, ama aslında atmosfer kat kat bir yapı gibidir ve her katın görevi farklıdır. IB Environmental Systems and