IB ESS HL Environmental Ethics: Anthropocentrism, Biocentrism, Ecocentrism
Bir ormanın kesilmesine “evet” ya da “hayır” demek kolay görünebilir, ama IB Environmental Systems and Societies (ESS) içinde önemli olan kararın kendisi değil, neden o
Şehir dediğimiz yer, sadece binalar ve yollardan ibaret değil, büyük bir canlı organizma gibi sürekli besleniyor, büyüyor, ısınıyor, kirleniyor, bazen de kendini onarmaya çalışıyor. IB ESS 8.2’de urban systems tam olarak bu bakışı ister, şehri bir “açık sistem” olarak ele alır ve planlama kararlarının çevresel ve sosyal sonuçlarını aynı çerçevede düşünmeni bekler.
Bu konu Paper 1’de kısa veri yorumlama ve açıklama sorularında çıkar, Paper 2’de ise daha çok “evaluate” ve “compare” tarzı, çözüm ve trade-offs isteyen uzun cevaplarda karşına gelir. Ayrıca Internal Assessment ve Extended Essay için şehir temalı araştırmalar genelde daha erişilebilir olur, çünkü veri toplamak çoğu zaman okulunun çevresinde mümkündür.
Bir şehir, çevresinden sürekli kaynak alan ve çevresine sürekli etki eden bir open system olarak düşünülebilir. Bu yaklaşım, “ne giriyor, içeride ne oluyor, ne çıkıyor” mantığıyla çalışır, yani inputs ve outputs üzerinden okunur. IB’nin sevdiği nokta şudur, bir girdiyi değiştirince (mesela enerji kaynağı) birden fazla çıktının aynı anda değişmesi.
Aşağıdaki çerçeve, Paper 1’de bir şehir şeması yorumlarken işini çok kolaylaştırır:
| Sistem öğesi | Tipik örnekler |
|---|---|
| Inputs | enerji, su, gıda, ham madde, insan, para, bilgi |
| İç süreçler | üretim, tüketim, ulaşım, konut, hizmetler, yönetim |
| Outputs | solid waste, wastewater, air pollution, ısı, ürün ve hizmetler |
Bu akışları anlatırken stocks and flows terimlerini kullanmak beklenir, stocks sistemde biriken şeylerdir (nüfus, bina stoku, su depoları), flows ise hareket eden akışlardır (günlük su tüketimi, trafik hacmi, atık miktarı). Bu ayrım, “kısa vadede ne değişir, uzun vadede ne kilitlenir” sorularında çok işe yarar.
Şehir içindeki alt sistemleri tek tek saymak kolaydır, zor olan bunların interdependence ilişkisini net kurmaktır. Ulaşım seçimi, air pollution ve greenhouse gas emissions değerlerini doğrudan etkiler, bu da sağlık harcamaları ve iş gücü kaybına kadar uzar. Konut yoğunluğu artınca enerji talebi yükselir, su şebekesi daha çok zorlanır, atık yönetimi daha sıkı plan ister.
Yeşil alanlar ise sadece “güzel görüntü” değildir, sıcaklık, yağış suyu yönetimi ve biodiversity üzerinde ölçülebilir etkiler üretir. Bu yüzden IB, alt sistemleri anlatırken tek cümlede bağlantı kurmanı ister, örneğin “land-use değişimi habitat kaybını artırır, bu da urban ecology dengesini bozar” gibi net bir zincir kurmak puan getirir.
2025 itibarıyla dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 58’i şehirlerde yaşıyor, bu da kabaca 4,8 milyar insana denk geliyor. Bu büyüme hızlandığında şehir hizmetleri aynı hızda genişleyemiyor ve sorunlar birikerek büyüyor.
Kırsaldan kente göçte push and pull factors dili önemlidir. Push factors, kırsalda iş azlığı, kuraklık, düşük gelir gibi iten sebeplerdir; pull factors ise şehirde eğitim, sağlık, iş ve ağ etkisi gibi çeken sebeplerdir. Hızlı büyüme, urban sprawl (kontrolsüz yatay yayılma), informal settlements (resmi altyapı ve tapu güvencesi zayıf yerleşimler) ve inequality (hizmetlere erişimde uçurum) gibi kavramları besler.
Şehir sorunlarını ezberlemek yerine, sistem mantığıyla “neden-sonuç” kurmak daha güvenli bir yoldur. Örneğin nüfus artışı tek başına sorun değildir, kişi başı tüketim artışıyla birleşince inputs büyür, outputs katlanır, altyapı kapasitesi yetmeyince kalite düşer. IB’nin sevdiği cevaplar, bir sorunla birlikte en az bir ölçüm göstergesi de verir, mesela PM2.5, per capita water use, waste generation, modal split gibi.
Bir de unutma, aynı problem farklı şehirlerde farklı görünür. Bir şehirde su kıtlığı ana başlıkken, başka bir şehirde flooding daha baskın olabilir, ama ikisi de urban planning ile ilişkilidir.
Trafik, ısınma ve sanayi kaynaklı air pollution, şehirlerde özellikle PM2.5 gibi ince partiküller üzerinden sağlık yükünü artırır. Aynı zamanda yoğun beton ve asfalt, gün içinde ısıyı depolar ve gece yavaş bırakır, bu etkiye urban heat island (UHI) denir. Şehrin yerleşim düzeni ve yüzey malzemesi, UHI seviyesini ciddi biçimde değiştirir, MIT’nin şehir düzeni ile UHI ilişkisini anlatan özeti bunu iyi gösterir: Urban heat island effects depend on a city’s layout.
UHI, heat waves sırasında riskleri büyütür, yaşlılar ve kronik hastalığı olanlar daha çok etkilenir. İklim riski tarafında ise yoğun yüzeyler ve yetersiz drenaj, ani yağışlarda flooding riskini artırır. Burada resilience kavramı, şehrin şoklara dayanması ve hızlı toparlanması anlamına gelir, yani sadece “felaket anı” değil, felaket sonrası hizmetlerin devamı da değerlendirilir.
Water security zayıfsa, şehirde hem arz hem de kalite problemi aynı anda yaşanır, çünkü su talebi artarken kaynak çeşitliliği düşebilir. Wastewater treatment kapasitesi yetmeyince hastalık yükü artar, yüzey suları kirlenir ve kötü koku gibi yaşam kalitesi sorunları büyür. Katı atıkta (solid waste) ise plansız büyüme, landfill baskısını artırır, recycling oranı düşük kalırsa hem kaynak kaybı hem de metan gibi emisyonlar gündeme gelir.
Dubai’de “The Sustainable City” gibi projelerde gri su kullanımı (grey water) ve dezenfeksiyon uygulamalarını tartışan UC Davis raporu, bu konuya gerçek bir örnek sunar: Demonstration of a novel technology for water disinfection at The Sustainable City – Dubai (PDF). Grey water yeniden kullanımının avantajı, içme suyu talebini düşürmesi ve atıksu yükünü azaltmasıdır; sınırlılıkları ise arıtma maliyeti, bakım ihtiyacı ve kullanıcı kabulüdür, yani çözüm iyi tasarlanmazsa güven sorunu doğurabilir.
Urban planning, aslında kaynakların sınırlı olduğu bir ortamda hedefler arasında seçim yapma işidir, bu yüzden IB genelde tek bir doğru değil, iyi gerekçeli trade-offs görmek ister. Planlama kararları fiziksel düzeni kurar, aynı anda çevresel kaliteyi, sosyal adaleti ve ekonomik canlılığı etkiler. Bir mahallede yoğunluğu artırmak, ulaşımı kolaylaştırabilir ama kiralar artarsa sosyal baskı doğabilir, bu dengeyi görmek puan getirir.
2025’e doğru planlamada öne çıkan pratikler arasında “15-minute city” yaklaşımı, bina dönüşümü ve düşük karbonlu yenileme, digital twins ve sensör tabanlı yönetim gibi araçlar daha görünür hale geldi, ama her araç iyi yönetişim olmadan sorun da üretebilir.
Arazi planlamasında zoning kuralları, konut ve ticaret alanlarının dağılımını belirler. Mixed-use development ve doğru density politikaları, günlük ihtiyaçların daha yakın çözülmesini sağlar ve araç bağımlılığını düşürür. Şehrin çevresinde green belt gibi koruma halkaları, urban sprawl’ı frenleyebilir, ama konut arzı kısıtlanırsa fiyat baskısı da yaratabilir.
Compact city yaklaşımını değerlendirirken tek cümlelik bir ölçüt iyi çalışır, “kişi başı arazi tüketimi azalıyor mu, yolculuk mesafesi kısalıyor mu, altyapı maliyeti düşüyor mu” diye bakarsın. Bu sayede “iyi fikir” demek yerine ölçülebilir bir çerçeve kurarsın.
Ulaşımda public transport payı artarsa, kilometre başı emisyon ve PM2.5 yükü düşer, ama bunun için güvenilir sefer, iyi aktarma ve erişilebilir fiyat gerekir. Active transport tarafında cycling infrastructure ve walkability, kısa mesafelerde araç kullanımını azaltır, bu da hem gürültüyü hem de trafik sıkışıklığını düşürür. Enerjide renewable energy payı artınca carbon footprint azalır, fakat şebeke altyapısı ve depolama konusu çoğu şehirde darboğazdır.
UHI tarafında planlama kararlarının etkisini özetleyen Penn State çalışması, ağaç örtüsü ve kentsel form gibi değişkenlerin sıcaklık üzerinde fark yaratabildiğini anlatır: Strategic city planning can help reduce urban heat island effect.
Green infrastructure ve nature-based solutions, betonun tek başına çözemediği bazı sorunları daha düşük yan etkiyle hafifletebilir. Parklar ve yeşil koridorlar, biodiversity için bağlantı sağlar, gölge ve buharlaşma ile sıcaklığı düşürür, yağmur suyunu toprağa geçirerek stormwater yükünü azaltır. Bu faydaları IB dilinde ecosystem services olarak bağlayabilirsin, yani şehir içindeki doğa, insanlara serinlik, hava kalitesi ve su yönetimi hizmeti üretir.
Bu çözümler, alan ve bakım bütçesi ister. Ayrıca yanlış yerde yapılan yeşillendirme, su kıtlığı olan şehirlerde yeni bir trade-off doğurabilir, bu yüzden “nerede, hangi tür, hangi su kaynağıyla” sorusu önemlidir.
Şehirler büyüdükçe lineer tüketim modeli daha pahalı hale gelir, bu yüzden circular economy yaklaşımı, atığı kaynak gibi görmeye çalışır. Burada smart city araçları, yani sensor ve data tabanlı takip, atık toplama rotalarını iyileştirebilir, su kaçaklarını azaltabilir, enerji tüketimini anlık yönetebilir, ama veri gizliliği ve maliyet gibi riskler de vardır.
Gıda tarafında urban farming, tedarik zincirini kısaltabilir ve bazı mahallelerde taze gıdaya erişimi artırabilir. New York City için kentsel tarım potansiyelini inceleyen Columbia raporu, ölçek, çatı uygunluğu ve yönetişim gibi pratik sınırları net anlatır: The Potential for Urban Agriculture in NYC (PDF). Çatı tarımı özelinde Cornell’in derlediği bilgiler, yük taşıma, sulama ve bakım gereksinimlerini iyi özetler: Roof Top Gardening. Buradaki denge basittir, fayda yerel üretim ve eğitim etkisi olabilir, sınırlılık ise ölçeklenebilirlik ve kurulum maliyetidir.
IB ESS 8.2’de iyi not, kavramları ezberlemekle değil, aynı şehir örneğini farklı komut kelimeleriyle farklı şekilde anlatmakla gelir. Paper 1’de görsel, grafik ya da veri seti geldiğinde önce sistem sınırını kurarsın, sonra input-output zincirini açıklarsın, en sonda bir çözümün trade-offs kısmını eklersin. Paper 2’de ise bir şehir problemi verildiğinde, çözümü tek başına parlatmak yerine “hangi koşulda çalışır, hangi maliyet doğurur” gibi değerlendirme beklentisi vardır.
Grade Boundary hedefleyen bir çalışma için, her başlıkta en az iki teknik terimi doğru bağlamda kullanmak, cevaplarını daha “IB dili”ne yakın gösterir.
Systems approach, şehri parçalar yerine bağlantılar üzerinden okumaktır, yani bir müdahalenin zincir etkisini yazmaktır. Sustainability, bugünün ihtiyaçlarını karşılarken geleceğin kaynaklarını tüketmemek hedefidir, şehirde bu genelde enerji, su ve eşitsizlik üçgenine oturur. Trade-offs, bir fayda üretirken başka bir alanda maliyet doğmasıdır, “it’s normal” demek yetmez, örnekle açıklaman gerekir. Resilience, şoklara dayanma ve toparlanma kapasitesidir, özellikle heat waves ve flooding bağlamında kullanılır.
Komut kelimelerinde pratik yaklaşım iş görür: “explain” ilişki kurmanı ister, “compare” iki benzerlik ve iki fark bekler, “evaluate” ise artı-eksi ve kısa bir yargı ister, don’t sadece tanım yazıp bırakma.
Mini kontrol listesi, kısa cevaplarda hız kazandırır:
IA veya Extended Essay için şehir, veri üretmeyi kolaylaştırır; iyi bir araştırma sorusu, ölçülebilir değişkenle başlar. Yerel bir mahallede UHI için gölge ve yüzey sıcaklığı ölçümü, atık ayrıştırma oranı ve davranış ilişkisi, toplu taşıma erişimi ile araç kullanımı eğilimi gibi konular ESS’e iyi oturur.
Veri tarafında primary data (saha ölçümü, anket, gözlem) ile secondary data (belediye raporu, meteoroloji, nüfus verisi) birlikte kullanılırsa analiz güçlenir. Güvenlikte trafik yoğun alanlarda ölçüm yapmamak, anketlerde kişisel veri toplamamak ve izin gerektiren alanlara girmemek çoğu durumda yeterli olur.
Urban systems bakışı, şehri “sorunlar yığını” gibi değil, akışları olan bir sistem gibi görmeni sağlar, bu da IB ESS 8.2’de daha net ve ikna edici cevaplar üretir. Urban planning ise bu akışları yönetmeye çalışırken her zaman trade-offs doğurur, iyi cevaplar bu dengeyi açık yazar. Şimdi bir şehir örneği seçip input-output şemasını kendi cümlelerinle kur, sonra aynı örnekten bir IA veya Extended Essay sorusu çıkar, çünkü en hızlı öğrenme genelde kendi çevrenden başlar.
Bir ormanın kesilmesine “evet” ya da “hayır” demek kolay görünebilir, ama IB Environmental Systems and Societies (ESS) içinde önemli olan kararın kendisi değil, neden o
Bir nehri kirleten fabrikanın bacası sadece duman mı çıkarır, yoksa görünmeyen bir fatura da mı üretir? IB ESS’de environmental economics, tam olarak bu görünmeyen faturayı
Bir nehre atılan atık, bir gecede balıkları öldürebilir, ama o atığın durması çoğu zaman aylar, hatta yıllar alır. Çünkü çevre sorunları sadece “bilim” sorusu değil,
Şehirde yürürken burnuna egzoz kokusu geliyor, ufuk çizgisi gri bir perdeyle kapanıyor, bazen de gözlerin yanıyor; bunların hepsi urban air pollution dediğimiz konunun günlük hayattaki
Şehir dediğimiz yer, sadece binalar ve yollardan ibaret değil, büyük bir canlı organizma gibi sürekli besleniyor, büyüyor, ısınıyor, kirleniyor, bazen de kendini onarmaya çalışıyor. IB
IB ESS Topic 8.1 Human populations, insan nüfusunun nasıl değiştiğini, bu değişimin nedenlerini ve çevre üzerindeki etkilerini net bir sistem mantığıyla açıklar. Nüfusu bir “depo”
Bir gün marketten eve dönüyorsun, mutfak tezgahına koyduğun paketli ürünlerin çoğu, aslında üründen çok ambalaj gibi görünüyor. Üstüne bir de dolabın arkasında unutulan yoğurt, birkaç
Evde ışığı açtığında, kışın kombiyi çalıştırdığında ya da otobüse bindiğinde aslında aynı soruyla karşılaşıyorsun, bu enerjiyi hangi kaynaktan üretiyoruz ve bunun bedelini kim ödüyor? IB
Bir musluğu açtığında akan su, markette aldığın ekmek, kışın ısınmak için yaktığın yakıt, hatta telefonunun içindeki metal parçalar; hepsi natural resources (doğal kaynaklar) denen büyük
Gökyüzüne baktığında tek bir “hava” var gibi görünür, ama aslında atmosfer kat kat bir yapı gibidir ve her katın görevi farklıdır. IB Environmental Systems and