IB ESS HL Environmental Ethics: Anthropocentrism, Biocentrism, Ecocentrism
Bir ormanın kesilmesine “evet” ya da “hayır” demek kolay görünebilir, ama IB Environmental Systems and Societies (ESS) içinde önemli olan kararın kendisi değil, neden o
Su içiyorsun, nefes verirken karbondioksit çıkarıyorsun ve her ikisinin de sadece hidrojen ve oksijenden oluştuğunu düşünüp kafan biraz karışıyor olabilir. H2O ve CO2, çok benzer görünen formüllere sahip olmasına rağmen, tamamen farklı davranan iki madde gibi duruyor. İşte tam burada “structure determines properties” fikri devreye giriyor ve IB Chemistry için oyun kurucu kavram haline geliyor.
IB Chemistry 2025 syllabus içinde bu fikir, özellikle “Models of bonding and structure” ve “Structure” ünitelerinde sürekli tekrar ediyor ve Extended Essay, Internal Assessment ve sınav sorularında hep karşına çıkıyor. Yapıyı iyi anlayan bir öğrenci, sadece formülü görünce erime noktası, çözünürlük, iletkenlik ve hatta reaktivite hakkında akıl yürütebiliyor.
Bu yazıda teknik terimleri İngilizce bırakacağız, açıklamaları ise 8. sınıf düzeyine yakın, sade Türkçe ile yapacağız. Sonunda “structure determines properties” cümlesini yalnızca ezberleyen değil, soru çözerken otomatik olarak kullanabilen biri gibi hissetmeni hedefliyoruz.

Photo by Marek Piwnicki
“Chemical structure” dendiğinde sadece formülü ya da kaç atom olduğunu düşünmek pek yeterli olmuyor, aslında çok daha kapsamlı bir paketten bahsediyoruz. Bağ türleri, molekül geometrisi, elektronların nasıl dağıldığı ve katı hâlde taneciklerin nasıl dizildiği, bu paketin ana parçalarını oluşturuyor. IB Chemistry, “structure determines properties” cümlesini, “maddenin nasıl davrandığını anlamak istiyorsan önce yapıya bak” şeklinde okutmak istiyor.
Grafit ve elmas bunun klasik örneği ve syllabus içinde sık sık karşına çıkıyor, ikisi de sadece karbon atomlarından oluşuyor, fakat biri kurşun kalem ucu gibi yumuşak ve elektrik iletirken diğeri son derece sert ve elektrik iletmiyor. Aynı element, farklı bağlanma şekli ve farklı üç boyutlu düzen, sonuçta tamamen farklı fiziksel ve kimyasal özellikler yaratıyor. Bu ilişkiyi daha detaylı görmek için, üniversite seviyesinde yazılmış şu kısa not, “structure–property relationships” fikrini güzel özetliyor: structure–property relationships üzerine kısa bir PDF.
Empirical formula, bir bileşikteki elementlerin birbirine oranını gösteriyor, örneğin CH2O, C2H4O2 veya C6H12O6 gibi farklı maddelerin hepsi aynı empirical formula oranına sahip olabiliyor. Molecular formula, gerçek atom sayılarını veriyor, mesela C6H12O6 gördüğünde bir molekülde tam olarak altı karbon, on iki hidrojen ve altı oksijen olduğunu anlıyorsun. Fakat hâlâ bu atomların nasıl bağlandığını ve uzayda nasıl dizildiğini bilmiyorsun.
İşte structural formula tam burada devreye girerek, hangi atomun hangi atomla bağlandığını ve hangi sırayla dizildiğini gösteriyor. IB Chemistry’de özellikle organic chemistry kısmında, sadece molecular formula yazmanın neredeyse hiçbir işe yaramadığını, isomer sorularında çok net görüyorsun. Özellikle three-dimensional model kullanmak, reaktivite, polarite ve intermolecular forces hakkında yorum yaparken büyük fark yaratıyor.
Yapı konusu sadece “Models of bonding and structure” ünitesiyle sınırlı kalmıyor, aslında syllabus’ın neredeyse tamamına yayılıyor. Energetics bölümünde lattice enthalpy yorumlarken, organic chemistry kısmında isomerler arasında fark ararken, materials ve biochemistry içeriklerinde dayanıklılık ve biyolojik etki açıklarken yine chemical structure kavramına dönüyorsun. Sınav kağıdında data-based question çözerken bile sana verilen grafik ve tabloları, tanecik yapısına bağlaman bekleniyor.
Paper 1’de short multiple-choice soruları, Paper 2 ve Paper 3’te ise “drawing & explaining structure” tarzı uzun cevaplı sorulara sık sık rastlıyorsun. Özellikle spectroscopy ve structure relationship sorularında, doğru yapıyı çizebilmek ile Grade Boundary üzerinde kalmak arasında ciddi bir bağ oluşuyor. Genel yapısal ilişkileri tekrar görmek istersen, birçok üniversitenin genel kimya notları sana rehber olabilir, örneğin UMass gibi sitelerde paylaşılan structure–property relationship notları oldukça açıklayıcı.
IB Chemistry, “Models of bonding and structure” bölümünü aslında şu soruyla özetliyor, “Bu maddeyi oluşturan tanecikler birbirine nasıl tutunuyor ve bu tutunuş günlük hayatta gördüğün davranışları nasıl açıklıyor?” Ionic, covalent, metallic bonding ve aradaki intermolecular forces türleri, erime noktası, kaynama noktası, çözünürlük, iletkenlik ve sertlik gibi özelliklerin temelini oluşturuyor. Her yapı türü için, tanecikler arası çekimlerin gücü değiştiği için, gözlediğin özellikler de doğal şekilde değişiyor.
Ionic bond, pozitif yüklü cation ve negatif yüklü anion türleri arasında oluşan güçlü electrostatic attraction ile tanımlanıyor. Ionic lattice, üç boyutlu ve düzenli bir yapı olup, her iyonun çevresinde zıt yüklü iyonların bulunduğu dev bir kristal ağ gibi düşünülebilir, bu ağın kırılması için çok fazla enerji gerektiği için erime noktası oldukça yüksek oluyor. Solid haldeyken iyonlar sabit noktalarda tutulduğu için elektrik akımı taşıyamıyorlar, fakat melt halinde veya aqueous solution içinde iyonlar serbestçe hareket edebildiği için madde electricity conduct etmeye başlıyor.
NaCl ve MgO karşılaştırmasında, Mg2+ ve O2− iyonları, Na+ ve Cl− iyonlarına göre hem daha yüksek yüke hem de genelde daha küçük ion radius değerine sahip olduğu için, aralarındaki electrostatic attraction daha güçlü oluyor ve lattice enthalpy daha yüksek çıkıyor. Bu da MgO’nun NaCl’ye göre daha yüksek erime noktasına sahip olmasını güzel bir şekilde açıklıyor ve IB sınavında sana tam da bu tür karşılaştırmaları soruyorlar.
Covalent bond, iki non-metal atomunun valence shell elektronlarını paylaşarak oluşturduğu bağ türü olarak tanımlanıyor. Simple molecular substances, örneğin O2, CO2 veya I2 gibi küçük molecule’lerden oluşuyor ve bu maddelerde intramolecular forces (molekül içi bağlar) çok güçlü olmasına rağmen, moleküller arası çekim gücü zayıf kaldığı için erime ve kaynama noktası düşük oluyor. Genelde bu tür maddeler elektrik iletmiyor, çünkü serbest hareket eden charge carrier içermiyorlar.
Giant covalent structure (network solid) tipi yapılarda, diamond, graphite, silicon ve SiO2 gibi örneklerde, her atom çok sayıda kovalent bağ ile üç boyutlu dev bir ağ içinde kenetlenmiş durumda bulunuyor. Diamond’da her karbon dört komşuyla tetrahedral şekilde bağlandığı için yapı son derece sert oluyor, buna karşılık graphite’te karbon atomları layer halinde bağlanıp aralarında zayıf forces bulunduğu için katmanlar birbirinin üzerinde kayabiliyor ve yumuşak bir yapı oluşuyor. Aynı element olan karbon için bu dramatik fark, “aynı atom, farklı structure, tamamen farklı properties” fikrini çok net gösteriyor.
Metallic bond, positive metal ions ile aralarında serbestçe hareket eden delocalized electrons arasındaki electrostatic attraction olarak tarif ediliyor. Metallic lattice, pozitif iyonların düzenli bir dizilişiyle birlikte, etrafında dolaşan “sea of electrons” modeliyle anlatıldığında, metallerin özelliklerini anlamak çok daha kolay hale geliyor. Bu serbest elektronlar, elektrik alanı uygulandığında hızla yönlenebildiği için metals, electrical conductivity konusunda çok iyi bir performans sergiliyor.
Malleability ve ductility, yani metal levha yapabilme ve tel çekebilme özellikleri de ion layers kayarken, sea of electrons sayesinde structure’un dağılmamasından kaynaklanıyor. Alloys, örneğin steel veya brass gibi karışımlar, farklı boyutta metal atoms içerdiği için lattice düzenini biraz bozuyor, bu da ion layers kaymasını zorlaştırarak sertliği ve çoğu zaman melting point değerini artırıyor, IB sorularında saf metal ile alloy karşılaştırması sık sık bu bakış açısıyla soruluyor.
Intermolecular forces, moleküller arası zayıf çekim kuvvetleri gibi görülse de, boiling point, volatility ve solubility üzerinde çok güçlü etkiler yaratıyor. London dispersion forces, tüm moleküller arasında bulunan geçici dipole çekimleri olarak anlatılıyor ve özellikle halojenler serisinde F2’den I2’ye giderken artan electron number nedeniyle bu kuvvetlerin güçlenmesi, kaynama noktalarının sistematik olarak artmasını açıklıyor. Dipole-dipole forces, polar moleküller arasında kalıcı dipole moment nedeniyle ortaya çıkıyor ve HCl ile HBr gibi maddeler arasında kaynama noktası farklarını anlamaya yardımcı oluyor.
Hydrogen bonding, N, O veya F ile bağlanmış H atomlarının oluşturduğu, oldukça güçlü sayılabilecek özel bir intermolecular force türü ve suyun davranışını anlamak için kilit rol oynuyor. H2O molekülleri arasındaki yoğun hydrogen bonding, suyun beklenenden çok daha yüksek boiling point değerine sahip olmasını sağlıyor ve solid water olan buzun, liquid water’dan daha düşük density göstermesine yol açıyor. Bu durum, göllerin üstten donup alttan sıvı kalmasını sağlayarak canlı yaşamı için büyük önem taşıyor ve structure’ın günlük hayattaki etkisine çok güzel bir örnek veriyor.
Bağ türünü bilmek önemli olsa da, IB Chemistry seviyesinde molekülün üç boyutlu shape yapısını da anlamadan reaktiviteyi yorumlamak zorlaşıyor. VSEPR theory, elektron çiftleri arasındaki itme fikrine dayanarak, molekülün şekli ve bond angle değerleri hakkında tahminde bulunmamızı sağlıyor. Shape, molecular polarity ve reaction site özelliklerini birlikte düşünmek, hem physical properties hem de chemical reactivity tahminlerinde sana büyük avantaj kazandırıyor.
VSEPR (Valence Shell Electron Pair Repulsion) theory, merkez atom etrafındaki bonding pairs ve lone pairs gruplarının birbirini itip mümkün olduğunca uzak durmak istemesi fikri üzerine kuruluyor. İki elektron grubu olduğunda linear shape ve yaklaşık 180° bond angle, üç grup olduğunda trigonal planar shape ve yaklaşık 120° bond angle görülüyor, örneğin CO2 ve BF3 bu iki duruma güzel örnek oluşturuyor. Dört elektron grubu için tetrahedral arrangement ortaya çıkarken, CH4 tam tetrahedral, NH3 trigonal pyramidal ve H2O bent shape yapısına sahip oluyor.
Lone pair grupları, bonding pair gruplarına göre biraz daha fazla itme gücüne sahip olduğu için bond angle değerleri ideal tetrahedral açı olan 109.5° değerinden biraz daha küçük hale geliyor. IB sorularında, “lone pair presence decreases bond angle” cümlesini kullanarak açıklama yapman bekleniyor ve basit şekil çizimleriyle bu fikirleri desteklemen sana tam puan getirebiliyor.
Electronegativity farkı, iki atom arasında electron sharing dengesini bozduğunda polar bond oluşuyor ve dipole moment ortaya çıkıyor. Ancak molecular polarity sadece tek tek bağların polar olmasına değil, aynı zamanda molekülün three-dimensional shape yapısına da bağlı şekilde belirleniyor. CO2’de C=O bağları polar olmasına rağmen linear shape nedeniyle iki dipole zıt yönlü olup birbirini iptal ediyor ve net dipole oluşmuyor, yani molecule non-polar davranıyor.
H2O’da ise bent shape nedeniyle O-H dipole vektörleri tam olarak birbirini götüremediği için net dipole kalıyor ve molekül polar hale geliyor, bu da water’ın yüksek boiling point ve iyi solvent özelliklerini açıklayan temel noktalardan biri oluyor. CCl4 ile CHCl3 kıyaslandığında da benzer bir durum görülüyor, CCl4’te simetri nedeniyle net dipole oluşmazken, CHCl3’te H atomu simetriyi bozduğu için molecule polar davranıyor. IB Chemistry, solubility ve intermolecular forces sorularında “like dissolves like” prensibini, yani polar solvent ile polar solute uyumunu bu şekilde açıklamanı bekliyor.
Organic chemistry kısmına geçtiğinde, functional group kavramı ile aslında reaktif bölgelerden bahsettiğini fark ediyorsun. Electron density dağılımı, pi bond varlığı ve steric hindrance, yani hacimli grupların birbirine yaklaşmayı zorlaştırması, reaction site davranışını belirleyen temel faktörler haline geliyor. Alkan yapısında sadece single bond bulunduğu için, electron distribution daha homojen oluyor ve reaktivite düşük kalırken, alkene içindeki pi bond, daha yüksek electron density bölgesi oluşturup bu bölgeyi electrophile saldırılarına açık hale getiriyor.
Carbonyl group (C=O) içeren aldehyde ve ketone gibi functional groups için, oksijenin yüksek electronegativity değeri nedeniyle karbon daha positive partial charge taşıyor ve nucleophile türlerinin hedefi haline geliyor. Eğer carbonyl çevresinde bulky groups varsa, steric hindrance artıyor ve bazı reaction mekanizmaları yavaşlıyor veya tamamen zorlaşıyor. Bu tür detaylar, IB seviyesinde sadece yüzeysel geçilse bile, structure ile reactivity arasındaki bağı daha anlamlı kılıyor.
Organic chemistry bölümünde karşına çıkan en önemli kavramlardan biri isomerism ve bu da doğrudan “structure determines properties” fikrine bağlanıyor. Structural isomer ve stereoisomer türleri, aynı molecular formula ile bambaşka fiziksel ve kimyasal özellikler yaratabiliyor. Isomer kavramını rahat kullanmaya başladığında, hem drawing questions hem de reaction mechanism soruları çok daha mantıklı görünmeye başlıyor.
Structural isomer, atomların bağlanma sırasının değiştiği tüm isomer türlerini kapsıyor ve üç ana alt gruba ayrılıyor. Chain isomer türünde, ana carbon chain uzunluğu aynı kalırken, dallanma şekli değişiyor, örneğin C4H10 için butane ve 2-methylpropane, kaynama noktasında bariz fark gösteriyor; daha dallanmış izomerlerin surface area değeri azaldığı için London dispersion forces zayıflıyor ve boiling point düşüyor. Position isomer türünde, aynı functional group farklı carbon atomuna taşınıyor, bu da reactivity ve solubility gibi özellikleri değiştirebiliyor.
Functional group isomer örneğinde ise, aynı molecular formula bambaşka functional groups verebiliyor, C3H8O için alcohol (propanol) ve ether (methoxyethane) gibi seçenekler buna güzel örnek oluşturuyor. Alcohol grubu hydrogen bonding yapabildiği için, ether yapısına göre daha yüksek boiling point ve farklı solubility gösteriyor. IB Chemistry sorularında, bu farkları sadece ezberlemek yerine, hangi intermolecular forces türünün devrede olduğunu hatırlayarak açıklaman beklendiği için, yapı-özellik ilişkisinin mantığını kurman önem taşıyor.
Stereoisomer, aynı structural formula ve aynı bağlanma sırasını taşıyıp, sadece three-dimensional arrangement bakımından farklı olan izomerler için kullanılıyor. Cis-trans isomerism, genellikle C=C double bond etrafında rotation kısıtlı olduğu için ortaya çıkıyor, cis izomerlerde benzer gruplar aynı tarafta, trans izomerlerde ise zıt taraflarda yer alıyor ve bu küçük fark bile dipole moment ve boiling point üzerinde ciddi değişiklikler yaratabiliyor. Cis-1,2-dichloroethene, daha yüksek net dipole nedeniyle trans izomerine göre daha yüksek kaynama noktasına sahip olabiliyor.
Optical isomers, en az bir chiral center içeren moleküllerde karşımıza çıkıyor ve birbirinin non-superimposable mirror image şeklindeki iki yapıdan oluşuyor. Lactic acid veya ibuprofen gibi bileşiklerde, iki enantiomerin biological activity değerleri oldukça farklı olabiliyor, biri terapötik etki gösterirken diğeri istenmeyen yan etkilere yol açabiliyor. Farmasötik kimyada ve biyokimyada, “aynı molecular formula, aynı bağ sayısı, yalnızca three-dimensional arrangement farklı” cümlesinin ne kadar hassas sonuçlar doğurabildiğini görmek, structure-behavior ilişkisinin gücünü çok net ortaya koyuyor.
Teoriyi bilmek önemli ama IB’de asıl farkı yaratan şey, bu bilgiyi sınav sorularına ve araştırma projelerine nasıl aktardığın oluyor. Chemical structure ile properties bağlantısını ne kadar bilinçli kullanırsan, hem Paper 2 açıklama sorularında hem de Internal Assessment ve Extended Essay süreçlerinde o kadar rahat edersin. Bu bölümü, doğrudan uygulamaya dönük küçük tavsiyeler şeklinde düşünebilirsin.
Command terms, cevaplarının tonunu belirliyor; “describe” sadece ne gördüğünü anlatmanı beklerken, “explain” neden-sonuç ilişkisi kurmanı istiyor ve “compare” benzerlik-fark ikilisini aynı anda kullanmanı gerektiriyor. Structure sorularında tam puan almak için, her yapı tipi için bazı kilit ifadeleri neredeyse refleks gibi kullanman büyük avantaj sağlıyor. Örneğin ionic lattice anlatırken, “giant 3D lattice”, “strong electrostatic attraction”, “between oppositely charged ions” ve “regular arrangement” gibi ifadeleri mutlaka cümlelerine yerleştirmeye çalışmalısın.
Giant covalent structure için “network solid”, “each atom covalently bonded to … neighbors” ve “very high melting point due to many strong covalent bonds” ifadeleri sana puan kazandırıyor. Metallic bonding için “positive metal ions in a sea of delocalized electrons” ve buradan “good electrical and thermal conductivity” yorumu bekleniyor. Intermolecular forces sorularında ise, türü açıkça isimlendirmeden sadece “weak forces” yazmak neredeyse her zaman puan kaybettiriyor.
Internal Assessment için research question seçerken, bağımsız değişkeni bir “structure-related feature” yapmak, sonuçları yorumlamanı çok daha kolay hale getiriyor. Örneğin, “How does carbon chain length affect the boiling point of straight-chain alcohols?” gibi bir soru, hem okul laboratuvarında yapılabilir kalıyor hem de London dispersion forces ile structure-property ilişkisini net gösteriyor. Benzer şekilde, farklı ionic compounds için solubility değerlerini ölçüp bunları lattice energy ve ion charge-radius oranı ile ilişkilendirebileceğin bir çalışma da sağlam bir IA temeli oluşturabiliyor.
Hydrogen bonding gücü ile viscosity karşılaştırması da sık kullanılan ve oldukça öğretici bir IA fikri oluyor. Örneğin, farklı alcohols veya sugar solutions için viscosity ölçüp, molekül yapısını ve olası hydrogen bonding sayısını karşılaştırabilirsin. Bu tarz projelerde, discussion bölümünde sürekli “because of the structure, the intermolecular forces are …, which leads to … property” şeklinde cümleler kurabilmen, yüksek Internal Assessment band’lerine çıkmanı kolaylaştırıyor.
Extended Essay için konu seçerken, structure-property ilişkisini merkeze alan başlıklar, seni doğal şekilde üniversite kimyasına yaklaştırıyor. Örneğin, “How does the microstructure of different steel alloys relate to their mechanical properties?” gibi bir konu, metallic bonding, alloys ve mechanical testing kavramlarını bir araya getiriyor ve seni materials science tarafına doğru taşıyor. Bir başka seçenek, “How do different stereoisomers of a drug differ in their biological activity?” şeklinde, tamamen literatür temelli bir çalışma kurup stereochemistry ve pharmacology arasında bağlantı kurmak olabilir.
Polymers için “degree of crystallinity and tensile strength” ilişkisini inceleyen konular da hem deneysel hem teorik veriyi birleştirmene olanak veriyor. Extended Essay yazarken, kaynak olarak .edu uzantılı üniversite siteleri ve peer-reviewed makaleler kullanman bekleniyor; örneğin acids, bases ve salts gibi temel özellikleri tekrar etmek istediğinde, şu tür basit özetler de işine yarayabiliyor: acids, bases ve tuzların özellikleri özet notu. Bu tür kaynaklarla çalışmak, hem akademik güvenilirlik hem de iyi bir Grade Boundary hedefi için önemli oluyor.
Yazının başında, su ile karbondioksit arasındaki farktan yola çıkıp, “aynı elementler, farklı yapı, bambaşka davranış” fikrini ortaya koymuştuk. Ionic, covalent ve metallic structures, intermolecular forces, molecular geometry ve isomerism konularına tek tek baktığında aslında hepsinin ortak paydasının “chemical structure determines properties and reactivity” cümlesi olduğunu görüyorsun. IB Chemistry çalışırken, her yeni madde için kendine hep şu üç soruyu sorman büyük fark yaratır: Hangi bağlar ve hangi yapı tipi var, atomlar uzayda nasıl dizilmiş, bu düzen tanecikler arası kuvvetleri ve enerji değişimlerini nasıl etkiliyor?
Bu üç soruyu notlarında tekrar tekrar kullandığında, konular birbirinden kopuk başlıklar gibi görünmekten çıkar ve tek bir büyük hikâyenin parçaları haline gelir. O noktadan sonra IB Chemistry daha az ezber, daha çok mantık problemi gibi hissettirmeye başlar ve hem sınav sorularında hem de proje çalışmalarında kendini çok daha güvende hissedersin.
Bir ormanın kesilmesine “evet” ya da “hayır” demek kolay görünebilir, ama IB Environmental Systems and Societies (ESS) içinde önemli olan kararın kendisi değil, neden o
Bir nehri kirleten fabrikanın bacası sadece duman mı çıkarır, yoksa görünmeyen bir fatura da mı üretir? IB ESS’de environmental economics, tam olarak bu görünmeyen faturayı
Bir nehre atılan atık, bir gecede balıkları öldürebilir, ama o atığın durması çoğu zaman aylar, hatta yıllar alır. Çünkü çevre sorunları sadece “bilim” sorusu değil,
Şehirde yürürken burnuna egzoz kokusu geliyor, ufuk çizgisi gri bir perdeyle kapanıyor, bazen de gözlerin yanıyor; bunların hepsi urban air pollution dediğimiz konunun günlük hayattaki
Şehir dediğimiz yer, sadece binalar ve yollardan ibaret değil, büyük bir canlı organizma gibi sürekli besleniyor, büyüyor, ısınıyor, kirleniyor, bazen de kendini onarmaya çalışıyor. IB
IB ESS Topic 8.1 Human populations, insan nüfusunun nasıl değiştiğini, bu değişimin nedenlerini ve çevre üzerindeki etkilerini net bir sistem mantığıyla açıklar. Nüfusu bir “depo”
Bir gün marketten eve dönüyorsun, mutfak tezgahına koyduğun paketli ürünlerin çoğu, aslında üründen çok ambalaj gibi görünüyor. Üstüne bir de dolabın arkasında unutulan yoğurt, birkaç
Evde ışığı açtığında, kışın kombiyi çalıştırdığında ya da otobüse bindiğinde aslında aynı soruyla karşılaşıyorsun, bu enerjiyi hangi kaynaktan üretiyoruz ve bunun bedelini kim ödüyor? IB
Bir musluğu açtığında akan su, markette aldığın ekmek, kışın ısınmak için yaktığın yakıt, hatta telefonunun içindeki metal parçalar; hepsi natural resources (doğal kaynaklar) denen büyük
Gökyüzüne baktığında tek bir “hava” var gibi görünür, ama aslında atmosfer kat kat bir yapı gibidir ve her katın görevi farklıdır. IB Environmental Systems and